18 Ağustos 2010 Çarşamba

"masallardaki yakışıklı prens'i, mükemmel erkeği, yorulmak bilmez âşığı hiç düşünmediniz mi? Sizi kimsenin okşamadığı gibi okşayacak birini, sanki siz onun içindeymişsiniz gibi sizin olan birini, aslında bir olan üçlü bir coşkuda hem babanız, hem kocanız, hem de oğlunuz olan birini, hiç yanınızda, düşünüzde hissetmediniz mi?
... Bendim o, her zaman ben, ben yılan -bana verilegelen rol bu- dünyanın başlangıcından beri...
... ben imgelem tanrısı'yım, yitik, çünkü yaratmıyorum.
... ben sesi esriklik, ruhu yanılgı olan, yaratmadan yaratan tin'im.
... ben, senin her zaman aradığın ve asla bulamayacağın kimseyim."
fernando pessoa - şeytanın saati (a hora do diabo)

bu şaire, benden tam 40 yıl önce ölmüş olan bu adama aşık olabilirdim. düş yok gerçek yok.. keşke zaman da olmasaydı.. x ve y koordinatlarında gezer gibi t boyutunda da konum değiştirebilseydik.. bazı şeylere geç kalmış gibi hissetmek ne kadar acı veriyor insana. ne kadar erken geç kalmışsak o kadar kötü.. kıl payı elinin ucundayken kaybedivermek kadarı yok.. yada neden benim gibi hayal edenler, hissedenler (ki hissetmek ne renk diye soran bir adamdı o) daha önce yaşadıysa neden ben şimdi varım diye sormak zorunda kalıyorum. ve cevap bulamıyorum.
geç kalmak ve nedensiz kalmak bu yüzden.. amaçsız ve sarhoş.. esrik bir duygusuzluk.. hissetmenin rengi ne diye sorduğumda kendime, boşluk diye yanıtlamam sakince.. rengi yok. görmedim ki kalbimde yada beynimde.. olması gerektiği gibi yaşıyorum. renkleri kendim tanımlayarak yada tanımlamış olanların tanıklığından anlamlandırarak. düşünüyorum da hep öyle yapıyorum. hep böyle yaptım. hissetmek ne renk?
hissetmek ne renk? hissetmek ne renk? hissetmek ne renk? hissetmek ne renk? hissetmek ne renk? hissetmek ne renk? suç yok aslında suçlu da.. hissetmemek benim suçum olamaz.. başkalarının da.. belki kendiliğinden.. nefret etmedim çok fazla kimseden, ağlayacak kadar yada yaralanacak acımadım.. sevmeyi bile beceremedim şimdiye kadar.. en basitinden aşık bile olamadım..
bu şaire aşık olabilirdim "uzaklar en eski denizlerdir" diyebilen.. "kimsenin masadan kaldırmadığı / dolu bir kadeh gibi işe yaramaz /kederden yoksun kalbim /başkasının acısıyla taşar" diye şiirler yazabilen.. "bir sey kalmaz geride, hiç bir şey. hiçiz biz /her bir şeyin kendi mezarı vardır / öyküyüz biz, öyküler anlatan, başka hiç" diye nefes almış bir adama aşık olabilirdim.. kendim gibi.. kendimi anlamak gibi olduğundan..
bir şeytanın baştan çıkartmasını bekliyorum. nedensiz.. şeytanlara inanmam ki..


9 Ağustos 2010 Pazartesi

elimde olsa....

ne düşler hizmet verdi hayal gücüme.. dünyayı yönetmeler.. kıyametler.. depremler ve yıkıntılar çürümüş insan bedenleri üzerine.. yada mutluluk ve huzur sunmalar sonsuz merhamet içinde. düşlerime hizmet etti hayal gücüm.. hatırlayınca kendime şaşırıyorum.. masum olmasını ve içgüdüsel davranmasını hayretle karşılıyorum..
nefret saf değil artık, sevgi de.. aşk da.. hiç bir duygu saf değil.. oysa eski güzel günlerdi nefretimizi tam aşkımızı tam yaşadığımız.. başka birşey hissetmez.. pazarlamazdık. yada ben hala aynı olduğumdan. yapmazdık..
elimde olsa.. elimde bir sihirli değnek.. ne şimdi ne burada..