26 Ocak 2010 Salı

kararsızsızsızzzzz......



ben dilsizim ve sağır ve kör desem ne kadar yaşarım? ne kadar olma derim kendime? hayat orda, yanı başımda, başımda, kaşımda gözümde akarken. nasıl dur derim beni götürmeye tutkun rüzgara. dur ve esme!
kararsızlığın karanlık, bulanık belki, eşiğindeyim. sınrları geçmek üzere eğitilmiş ruhum. sınırsızlığa ait. sınırsız diye tanımlanan. sınırlılığın zıddı olarak belirtilmiş sözlükte vs vs.. adlandıramıyorum içimdeki duyguyu. ben buraya ait değilim evet, peki başka neresi? olmayana aitsem, kendime yorgun mu hazırlamışım kendimi.
burada olmasam nerede peki? yokluk değil. biryerde! belki daha soğuk, belki daha mavi belki daha dargın bir yer ama bir yerde! şairin dediği gibi "başka türlü bir şey benim istediğim ne ağaca benzer ne de buluta......." ne buluta ne göğe öylece sınırladığım. uzay yada evren? galaksinin öbür ucunda krüt denen soyun dilinde aynüd denilen "biryer"de?? aynalardan seyreder gibi kendimizi belki!
başka türlü biryer benim istediğim! başka türlü ve benim tanımlayamadığım olmalı. düşünötesi, düşle sınırlanmamış. benimle....

24 Ocak 2010 Pazar

bir kar tanesinin yalnızlığıyla....


neden kışa ait olduğumu anlamaya başlıyorum yavaş yavaş. belki de içgüdüseldi, ayakta kalmak için verdiğim savaşımda. bir kar tanesinin yalnızlığı ve bütün soğukluğuyla gökte usulca süzülerek yokolma istekliliğim.. bir elin sıcaklığında erimekten kaçarak, rüzgarın estiği yöne savrulmak. yakınlaşmadan, uzaklara ait bir kalple yaşamaya karar vermişliğim.
bir kar tanesinin yalnızlığıyla... yalnızlığı ama bütün beyazlığıyla, kötücül kaygılardan öte uyum sağlamak hayata. evet anlamaya başlıyorum yavaş yavaş. kafamın içinde bir bir çözülüyor sorularım. nedenim.. nasılım.... nerdeliliğim... ve neden korkmadığım sessizlikten ve alışmalarım kalabalığa.
şimdi anlamaya başlıyorum. yalnızlığıma aşık oluşum ve bir fuzuli tutkunluğuyla bağlanmam yalnız kalmalara. bir kar tanesinin bütün gücü ve kırılganlığıyla yaşamaya ait oluşumun.....

istanbul'da kar.....


istanbul'a aşık oldum gene ben. soğuk ve beyaz ve sessiz havasına vuruldum. korkularım mı geçti ne? don quichotte rolüne alıştırmışken kendimi, acınası zavallı bir deli; edmund dante nefes aldı içimden... aniden.... korkularımı öldürdüm mü ne? korktuğum kendimken.
soğuk kendime getirdi beni. o kadar yalnız ve o kadar sert. o kadar geçilmez ve o kadar yenilmez. oysa ne sessiz bir gelişi vardı; suskun ve utangaç. kimseyi ürkütmeden örttü şehri, hiçbiri yardım istemedi.
kanımdaki gerçek deliyi uyandırdı ilk soğuk rüzgar... aniden...tenimi yırtarak çığlık attı bütün nefretiyle.. gariptir.. yaşayanlardan hiç bu kadar tiksinmemiştim, yaşayanları hiç bu kadar sevmemiştim. buza kesildiyse insanın kalbi, böyle mi hisseder? saydamdır ve bütün renklerini yansıtır içinin. o kadar dürüst! ama soğuktur parmaklarını kanatır dokunursan. o kadar uzak! artık öfkeyim ben.. acımasızlığı ve adaletiyim hayatımın.
kanımdaki gerçek deliyi uykusundan, o sevimsiz ve acınası uykusundan kaldırdı o ilk soğuk rüzgar. içime çekince keskin soluğunu, "buz"a döndüm.......

16 Ocak 2010 Cumartesi

nerdeyim.....

ihanetin ve cesaretin ortasında.. kalbine saplanmış zümrüt renkli bir bıçakla.. sustum! susmam gerek. "gerçek"ten korkuyor çok insan. korkuyorlar. ne garip? halbuki aralarında en yalan benim. korkuyorlar. oysa ki aralarında en gerçek benim.
kimse konuşmaz mı? kimse sorgulamaz mı kendini? neyini? herşeyini.... herşeyini sormaz mı? neden? nasıl? ne zaman? oysa en sarhoş benim....
reddedilmeyi göze alan yorgun bir savaşçı içimdeki. bilmek istiyorum, çözmek ve anlamak herşeyi, herkesi.. oysa kimse istemez ki çözülmeyi.