26 Aralık 2010 Pazar

ay üzerine kurgulamalar :)


"Ay veya Luna, Dünya'nın tek doğal uydusu ve Güneş Sistemi içinde beşinci büyük doğal uydudur. Dünya ile Ay arasında ortalama merkezden merkeze uzaklık 384.403 km, yani Dünya'nın çapının yaklaşık otuz katı kadardır. Ay'ın çapı 3.474 km'dir, bu da Dünya çapının dörtte birinden biraz fazladır. Dolayısıyla Ay'ın hacmi Dünya'nın hacminin %2'sidir. Kütlesi Dünya kütlesinden 81,3 kat daha düşüktür. Yüzeyinde kütleçekim etkisi yerçekiminin yaklaşık %17'sidir. Ay, Dünya'nın yörüngesinde bir turunu 27,3 günde tamamlar. Dünya, Ay ve Güneş geometrisinde görülen periyodik değişimler sonucunda her 29,5 günde tekrar eden Ay'ın evreleri oluşur." (www.wikipedia.com'dan..)

"Eski Türk İnanışlarına göre Ay ile Güneş, insanlara daima iyilik getiren ve onları koruyan iki kutsal güçtü. Ay ile Güneş insanoğlunu her zaman göz altında bulundurur ve onları kötü yola sapmadan korurlardı. Altay Türklerine ait efsanelerde, Ay her girdiği yeri soğutur ve hatta soğuğu ile, güneşin bile yenemediği kötü ruhları yenebilirdi. Fakat Ayın bu soğuğu insanlara zarar vermezdi."

“Geleneksel ilahi soyağacına göre Helios, yani güneş, onun erkek kardeşiydi. Helios gökyüzündeki yolculuğunu bitirdiğinde, Selene kendi yolculuğuna başlardı. Ayrıca Eos, gün doğumunun (şafak) tanrıçası, da onun kardeşiydi.

Sanat eserlerinde, Selene bir çift at veya öküz tarafından çekilen gümüş bir savaş arabasını süren, solgun yüzlü güzel bir kadın olarak tasvir edilmiştir. Sıklıkla, başında bir yarım ay ve elinde bir meşale ile bir atı veya boğayı sürerken resmedilmiştir.

Ayrıca bir efsaneye göre Selene Pandoradan son çıkan şeyi yani umudu korumakla görevliydi. Kendisine yardımcı olarak dünyadan kızlar seçerdi. Bu kızlar, insanları dünyadaki kötülüklerden korumaya ve uzak tutmaya çalışırlardı. Seçtiği kızlardan adaşı olan Selene onun manevi kızıydı. Ve bir kehanete göre Luna'dan sonra Selene Ay Kraliçesi olacak ve Zeus'u tahtını devralan tanrı son Ay Kraliçesi ile evlenecek. Bu tarih 2012'ye denk gelmektedir. Zeus'u tahtından indiren tanrı 'yeni doğan' olarak nitelendirilecek ve bu tarih Selene'ni dönüşüm geçireceği tarihe denk gelmektedir ki bu da son Ay Tanriçası'nın dönüşümü kabul edip yeni doğan ile evlenmesi demektir. Bu evlilikten sonra yeni bir çağ başlayacak. Bu kehaneti destekleyen başka bir kehanet de bulunmaktadır. Bu kehanet; 'Sen ki en kudretli büyücü, ayın ve yıldızların tanrıçası kraliçemiz, sen ki tanrıçamız olacaksın' demektedir.” (www.wikipedia.com'dan..)

kaçak gezgin kendine sürgün bir ay!!


bulutu yüzüne eğmiş
yanakları buz gibi,
buraya neden gelmiş
bu nasıl iştir?
bu gezgin ay bir gece
kimseye görünmeden,
mutlak kaçak
bir trene binmiştir.

ve gizlenip tahta
bir bavulun içine,
karanlıkta bir eli soğuk bir silaha değmiştir.
buruşuk bir mektup
ve bir çocuk fotoğrafından,
alnını acıyla kırıştıran
ayrılığı sezmiştir.
bulutu yüzüne eğmiş
yanakları buz gibi,
kimbilir kaç gece
gözüne uyku girmemiştir.
metin altıok - ay üzerine kurgulamalardan..

21 Aralık 2010 Salı

ben ben ben nasılım??


Ve her şey dönüştü işte
Kahverengi bir çarşambadan
Sapsarı bir cumartesiye.

Ansızın bir rüzgar çıktı demin
Çölde yanıt arayan alaycı bir rüzgar
Kolalı bir örtü gibi acıtıyor yüzümü
Yakıyor gözkapaklarımı da
Toplayıp getiriyor anılarımı bir bir
Uzun yolları hiç sevmeyen anılarımı.

(Kaç türlü girilirdi anılardan içeri?
1 - İşte bir zambağın özsuyunun içilişi gibi
2 - Süt emer gibi bir memeden
Bütün renklerin ve bütün kokuların bir anda bilinişi
3 - Dibini kazıyor alanlar: dünyanın iç çekişi.)

(Ansak mı anmasak mı
Yeri mi şimdi değil mi
Bir tren yolculuğunda ve her yerde
Her şeyin ya da hiçbir şeyin hiç mi hiç çekilmezliğini
Bir hafta tatilini, bir öğle vaktini, belki bir pazartesiyi
Saatler iyi
Adamlar gülüyorlarsa iyi, gülmüyorlarsa gene iyi
Ve bütün yolcuların dalgın
Koparıp koparıp bir şeyler yediklerini
Görünüşte kararsız
Görünüşte üzgün, endişeli
Görsek mi acaba, görmesek mi
Açıp da kapalı gözlerini arada
Şöyle bir görünümü tek bir solukta
Yalandan, inatla içine çekenleri
Ya da bir köprüden geçerken, bir tünele girerken
Belirtip yüzlerinde çok görmüşlüğün izlerini
Bir tilki çevikliğiyle, acele
Katarak yolculuğa hiç yoktan bir gizemliliği
Bilmem ki, görmesek mi
Durunca tren bir istasyonda
Dudakları çatlamış, ateşli, hasta bir istasyonda
Dünyanın bütün elma satıcılarına bakıp
Bakıp da her şeyi ilk defa tanıyormuş gibi
Uzanıp pencerelerden sarkık gerdanlarıyla
Tutarak parmaklarıyla yalancı
Ve ucuzundan bir kolyeyi
Acaba görmesek mi
Bir treni ve dünyada tren olan her şeyi.

Ansak mı anmasak mı acaba
Yeri mi şimdi, değil mi
Sırasını bekleyen bir kadının, hasta
Gereğinden fazla abartılmış yüzünü
Besbelli iğrenirdiniz
Çevirirdiniz gözlerinizi yer tahtalarına
Bir duvar saatine ya da kapıya
Telefona bakardınız, tırnaklarını incelerdiniz uzun uzun
Kısaca
Kaçınmak isterdiniz o yüzden -ama bitmedi-
Gördünüz, görüverdiniz bir daha
Sıyrılmış acılardan ansızın
Sevecen, durgun, sade
O yüzü
Belki de, orda, acele
Karar verdiniz
Bir anneniz olsun isterdiniz böyle
Ve belki sarılıp öpmek isterdiniz onu
Her neyse...

Söylesek, yeniden mi söylesek şimdi de
Ben uzun yolları hiç sevmem
Doğacak bir çocuk gibi beklemeli anılar
Ansızın doğmalı, ansızın ölmeli saniyelerde.)

edip cansever - ben ruhi bey nasılım

6 Aralık 2010 Pazartesi

başka türlü bir şey benim istediğim.. ne ağaca benzer ne de buluta.....


nasıl desem içimden geçen.. içimden akıp giden.. yağmur gibi yada rüzgar.. bir yere ait olmayıp her yere sahip olan.. başka türlü bir şey benim istediğim..
oralarda bir yerlerde. kendim gibi olamadan var olmayacağım bir yer var.. olmalı.. ben olmadan önce kendimi ait hissedebileceğim.. başka türlü bir şey.. benim istediğim bana ait olan.. benimsi! başka türlü.. gökyüzü mavi ve alabildiğine özgür.. gökyüzü siyah ve alabildiğine kötülüğümken.. bana ait ve benimsi..
"

başka türlü bir şey benim istediğim
ne ağaca benzer, ne de buluta
burası gibi değil gideceğim memleket
denizi ayrı deniz,
havası ayrı hava..

bir başka yolculuk dalından düşmek yere
yaşadığından uzun

bir tatlı yolculuk dalından inmek yere
ağacın yüksekliğince
dalın yüksekliğince rüzgarda
ve bir yeni ömür
vardığın çimen yeşilliğince

nerde gördüklerim
nerde o beklediğim
rengi başka
tadı başka.."

28 Kasım 2010 Pazar

seen enough!!! i don't know how can i be strong!


I've seen enough to know
I've seen enough,
Seen enough to know
Oh my eyes remind me next time
So I keep them closed

I like to pine away for what I hate
It keeps me in the dark
Like a one-track mind don't let me start
You keep me sharp

Once more into the crowd
Temptation wears you out
Go home, your heart too loud
Always (oh? alone? on?)

It's no surprise that all the things I like
Are making me a ghost
I should have never started killing time,
I can't go slow

Once more into the crowd
Temptation wears you down
Go home, your heart too loud
Always

by dryer - seen enough

15 Kasım 2010 Pazartesi

To be, or not to be: that is the question ??

ben neredeyim bilmeden.. sadece var oldum.. gariptir.. varolmak herşeye yetmiyor. varolmak ne demek? ne demek beni rahatlatan cevabı bulmaktan öte.. var olmak! hmmm.. içinde olduğum ve katlanmak zorunda olduğum içerik.. varolmak! varım ben burdayım ve nedense varolmayı hissetmek zorunluluğu dayatılmış bana :)

11 Kasım 2010 Perşembe

i am the spectator and i will always be ;)


The birds are up when he collapses through the door
Spilling out in constellations on the floor
Soaked in liquor he's soft as bread ...
And everything that's left of him to beckon to his bed

He is a nocturnal always alone
But you'll speak in secret codes
That he has never known
In this world, but not of it
So he watches from above it
A visitor here, this is not home

I am the spectator
I can see the world passing by from here
I am just a child, to a man
Back to the dust where i began
I was never even here at all
I am the spectator

His eyes, like two cats, scratching in his head
Begging him for sleep, starving for a bed
But sleep, it never comes
so he ticks the time away
Hour after hour, hear them play their bells go

Chime chime chime, ticking ticking time

I am the spectator
I can see the world passing by from here
I am just a child, to a man
Back to the dust where i began
I was never even here at all
I am the spectator

And the bells go
Chime chime chime, ticking ticking time

I am the spectator
I can see the world passing by from here
I am just a child, to a man
Back to the dust where i began
I was never even here at all
I am the spectator

by the bravery - i am the spectator

5 Kasım 2010 Cuma

ne zaman öğreneceğim?

"Ne zaman öğreneceğim... opera için teleskop, tavşan avı için havan topu ne kadar fazlaysa, günlük hayat meseleleri için de benim aklım ve ruhum o kadar fazla." Alain de Button
ne zaman öğreneceğim? hayatta her zaman ben olamayacağımı? rol yapmam gerekliliğini ve kendim olmakla nelere katlanmam gerektiğini? ve ne zaman insanlara güvenmemem gerektiğini? gariptir. insanlara inanmam gerektiğini öğrettiler bana.. öğretiler doğrultusunda hep karşı çıkan bir asiydim. yalnız ve aldırmaz diye tanımlanan. sınırlara aldırmadan sınırları tanımlayan bir olarak yaşayan.. annem öyle dedi.. kendin ol.. ne olursan. ölürken.. sensin mezara giren. her zaman yalnızsın.. her zaman sen!

26 Ekim 2010 Salı

kelimelerin anlamını bilemeden...

bir kelime olmak istesem.. ne olurdum? bencillik? umut? kararsızlık? boş vermişlik? sessizlik? aldırmazlık? yada boşvermişlik.. kelimelerle oynayabilirim çok kolay.. kendim olmaktan çok uzak.. tanımladıklarım.. var ettiklerim.. var olduklarım.. ama asla (never say never again) ben olamadıklarım..
kendime ait bir odam (hatta yönettiğim bir dünya) var.

22 Eylül 2010 Çarşamba

sıradan olmak en büyük kabusum.. beni terler içinde soluksuz bırakan ayrı bir ölüm.. sıradan olmak ve sadece olması gerektiği gibi yaşamakla suçlanmak.. öyle biri olmadım. olamam. asla olursam yaşayamam..
sıradan olmak.. herkes gibi..

18 Eylül 2010 Cumartesi

it is not easy to say that I am realy ok...

çok kolay değil gerçekten iyiyim demek.. iyi olmak ne demek? huzur? mutluluk? rahatlık? sağlıklı olmak? herneyse işte.. kolay bir şey değil..
olmak istesem de.. olmayı denesem de.. kolay değil..

18 Ağustos 2010 Çarşamba

"masallardaki yakışıklı prens'i, mükemmel erkeği, yorulmak bilmez âşığı hiç düşünmediniz mi? Sizi kimsenin okşamadığı gibi okşayacak birini, sanki siz onun içindeymişsiniz gibi sizin olan birini, aslında bir olan üçlü bir coşkuda hem babanız, hem kocanız, hem de oğlunuz olan birini, hiç yanınızda, düşünüzde hissetmediniz mi?
... Bendim o, her zaman ben, ben yılan -bana verilegelen rol bu- dünyanın başlangıcından beri...
... ben imgelem tanrısı'yım, yitik, çünkü yaratmıyorum.
... ben sesi esriklik, ruhu yanılgı olan, yaratmadan yaratan tin'im.
... ben, senin her zaman aradığın ve asla bulamayacağın kimseyim."
fernando pessoa - şeytanın saati (a hora do diabo)

bu şaire, benden tam 40 yıl önce ölmüş olan bu adama aşık olabilirdim. düş yok gerçek yok.. keşke zaman da olmasaydı.. x ve y koordinatlarında gezer gibi t boyutunda da konum değiştirebilseydik.. bazı şeylere geç kalmış gibi hissetmek ne kadar acı veriyor insana. ne kadar erken geç kalmışsak o kadar kötü.. kıl payı elinin ucundayken kaybedivermek kadarı yok.. yada neden benim gibi hayal edenler, hissedenler (ki hissetmek ne renk diye soran bir adamdı o) daha önce yaşadıysa neden ben şimdi varım diye sormak zorunda kalıyorum. ve cevap bulamıyorum.
geç kalmak ve nedensiz kalmak bu yüzden.. amaçsız ve sarhoş.. esrik bir duygusuzluk.. hissetmenin rengi ne diye sorduğumda kendime, boşluk diye yanıtlamam sakince.. rengi yok. görmedim ki kalbimde yada beynimde.. olması gerektiği gibi yaşıyorum. renkleri kendim tanımlayarak yada tanımlamış olanların tanıklığından anlamlandırarak. düşünüyorum da hep öyle yapıyorum. hep böyle yaptım. hissetmek ne renk?
hissetmek ne renk? hissetmek ne renk? hissetmek ne renk? hissetmek ne renk? hissetmek ne renk? hissetmek ne renk? suç yok aslında suçlu da.. hissetmemek benim suçum olamaz.. başkalarının da.. belki kendiliğinden.. nefret etmedim çok fazla kimseden, ağlayacak kadar yada yaralanacak acımadım.. sevmeyi bile beceremedim şimdiye kadar.. en basitinden aşık bile olamadım..
bu şaire aşık olabilirdim "uzaklar en eski denizlerdir" diyebilen.. "kimsenin masadan kaldırmadığı / dolu bir kadeh gibi işe yaramaz /kederden yoksun kalbim /başkasının acısıyla taşar" diye şiirler yazabilen.. "bir sey kalmaz geride, hiç bir şey. hiçiz biz /her bir şeyin kendi mezarı vardır / öyküyüz biz, öyküler anlatan, başka hiç" diye nefes almış bir adama aşık olabilirdim.. kendim gibi.. kendimi anlamak gibi olduğundan..
bir şeytanın baştan çıkartmasını bekliyorum. nedensiz.. şeytanlara inanmam ki..


9 Ağustos 2010 Pazartesi

elimde olsa....

ne düşler hizmet verdi hayal gücüme.. dünyayı yönetmeler.. kıyametler.. depremler ve yıkıntılar çürümüş insan bedenleri üzerine.. yada mutluluk ve huzur sunmalar sonsuz merhamet içinde. düşlerime hizmet etti hayal gücüm.. hatırlayınca kendime şaşırıyorum.. masum olmasını ve içgüdüsel davranmasını hayretle karşılıyorum..
nefret saf değil artık, sevgi de.. aşk da.. hiç bir duygu saf değil.. oysa eski güzel günlerdi nefretimizi tam aşkımızı tam yaşadığımız.. başka birşey hissetmez.. pazarlamazdık. yada ben hala aynı olduğumdan. yapmazdık..
elimde olsa.. elimde bir sihirli değnek.. ne şimdi ne burada..

27 Temmuz 2010 Salı

hala......

temmuz sonunda.. sıcağın ortasında ve yanarken.. olması gerekenden çok daha fazlası olduğuma inanrken.. hala yaşıyorum. hala nefes alıyorum ve hala nefret ediyorum.. nefret ediyorum...

5 Temmuz 2010 Pazartesi

sevgili günlük...

diye başlasam ve şikayet etsem kendimden.. kendimden nefret ettiğim yada eleştirdiğim başka kimse olmadığını söylesem. hatalarımı yalanlarımı kimsenin daha fazla bilmediğini.. acı çektiğimi ve acının çaresizlikten ve azıcık umuttan kaynaklandığını düşündüğümü söylesem.. kötü olmadığımı çabaladığımı.. ve ne yazık ki korkak olduğumu sezdirmekten bile korktuğumu.. korkak biri olarak yaşamaktansa ölmeyi bin kere tercih ettiğimi söylesem..
masallardaki kahramanlardan biri olmak için yıllarımı biriktirdiğimi.. yada kahraman olmak için yaşamak istediğimi söylesem.. gerçeklikleri bilerek yada içimdekini yada yetersizliğimi yetersiz olmadığımı ıspatlamaya çalışmanın tek amacım olduğunu haykırsam.. hem de sessiz kalana kadar.. " I want to be a hero for everyone" and " Every hero needs to bleed!" demek ihtiyacını hissetsem.. kanamak hakkı değil mi her kahramanın? kurtardıklarından daha çok kayıplar olacağını bilmek için kanamak gerek! fedakarlıklarda bulunmak demek kahraman olmak!
ben çocukken daha 13 yaşında bir kitap okumuştum edmund rostand diye birinden cyrano de bergerac adında birinin hikayesiydi. bir şair, bir şövalye bir bilim adamıydı.. her şey olayım derken hiç bir şey olamamıştı... belki ama benim kahramanımdı.. her şeyim.. benliğim.. acım.. korkularım. kanamışlığım.. ölümsüzlüğüm belki. belki belki beklediğim..
13 yaşında daha çocukken o çirkin adam aşık biriydim ben.. kimse bilmez. anlamaz belki.. güçsüz görmüştüm yaşamışlığını kitapta. zavallıydı bir kadına karşı. zavallıydı duygularına ve kendiliğine karşı.. herşeydi evet ama hiç bir şey olamadı... aslında görmüşlüğüydü evrenin. gözü ve hiçliği..
sevgili günlük peki " ./.. neden yazıyorum bu sözleri ona..
Bu biraz sevdaya benzeyen, biraz da sevdasızlığa / Böyle gelişigüzel, böyle kırık dökük ./." ona? kimliklendiremediğim belki de inamamyı düşünebileceğim kaderime? neden yazıyorum? inanmak istediğim birine.. var olmayacağını bile bile.. neden umut ediyorum? neden yazıyorum bu sözleri ona?
sevgili günlük.... ölmeden bir şey yaratmak istiyorum. anlamı olan bir şey! embriyo olmaktan öte varolan bir şey!
sevgili günlük.... yok olmadan önce birinin hiç tanımadığım birinin keşke onu tanısaydım demesini istiyorum. yarattığım şeyle övünerek yaratn kişi ben, ben bir insan olduğumdan..
sevgili günlük... sınırların yada düşün ötesinde.. yada inancın.. benim eskiden ölmeden yok olmadan silinmeden yaşamışlığıma dair inanç bırakmak istiyorum. her kahraman gibi. istemeden.. olduğu gibi biri olmak!!

belki belki belki....

belki başkalarından önce görmek.. belki başkalarından önce sezmek.. sıradandır herkes sadece bazıları daha az sıradan.. dikkat edin kimse sıradan olduğunu bilmek istemez. yada kendi bildiklerinin zaten başkaları tarafından çok önceden bilindiğini.. oysaki önemli olan yaşamaktır. bence her yaşanışta farkılılığın olduğunu bilmekten geçer hayat.
kabul ettim. hayat değişkendir ve farklı yüzünü sunar her şeye, herkese. yüzleri tanımak gerek. kendi yüzünü seçmek belki. hırslı, kıskanç, mutsuz, iyimser, kötümser, kötü, iyi, siyah beyaz.... kendini yüzünü seçmek gerek!!! kim seçer? dürüstçe ve rol yapmadan yada yalan söylemeden... içindeki şarkıyı dinlemek kadar basittir halbuki yaşamak, tatmak, nefes almak, yuvarlanmak, iyileşmek, hastalanmak veya ......... her neyse işte... yine her neyse.... yaşamak her şeyi keşfetmeyi istemek yaşamak içinden nefret etmemek onu kabullenip zarar vermeden kimseye yoluna devam etmek demek.. adalet gibi.. kör bile olsa görmeyi yaratmak demek.. hayatı yeniden şekillendirmek için harekete geçmek gerek. don kişota benzer olup pardallian yada d'artagnan kadar cesur olmak GEREK!!!!! gereklilik üzerine kurulmuş yaşam. yapmamız gerekenler, yapmamamız gerekenler yasaklar izin verilenler.... şekillendirilmiş bir hayat.. zamanı önceden çözemeyenler tarafından sınırları belirlenmiş bir ömür üzerine karar vermek....
şiir yazsam daha kolay olurdu belki.. hala sorular sormam GEREK!!!! sorularla cevap verilmenin ötesinde bir tatmin yaşamam.. GEREK!? kim karar verdi gerek olduğuna? kim olur dedi yada yasak? içinde değilse gerekliliğe isyan mı dediler? kim karar verdi?
belki belki belki ben isa idim.. belki muhammed belki musa... ve dedim ki insanların huzurlu olması GEREK! zamanları MÖ3000; milad yada MS6 sadece huzur bulmalı insanlarım.. kim olurlarsa kim suçlu yada pişmansa sığınsınlar.. anlarım.. dinlerim.. belki inanırım.. neden olmasın.. ben GEREKLİLİĞİN GEREKSİZ OLABİLECEĞİNE DAİR SUNULAN KANITLARDIM!! evlenmeden çocuk sahibi olabilir bir kadın yada kendinden 20 yaş büyük bir kadınla evlenebilir bir erkek yada yada köle olsam bile yurdumu arayabilirim özgürce.. hepsi arkırıydı hepsi asiydi zamanına göre. bana göre şimdi yaşasalar ağlarlardı.. ağlarlardı kaderine insanlığın.... ağlarlardı bana göre.. onlar insandı hemde ne çok. hem de ne çok!! bir şeye inanmam bir ideoljiye ait olmadan acıyabilirim kolayca.. çünkü hissedebilirim. keşke herkes keşke her insan bilse....

28 Haziran 2010 Pazartesi

happily ever after.....

hmmmm... aşık olmayı planlıyorum kendimce. okuduğum kitaplardaki yada seyrettiğim filmlerdeki gibi "mutlu son" ile biten bir aşk yaşamak..... tutkulu, sessizliğe dökülmüş kelimelerle tamamlanan bir aşık bulacağım birgün. bitse bile, aşkın ömrü zaten bir kelebeğin kanadında (romantik olabileceğim kadar romantik oldum sanırım), endorfin salgılamam yardımcı olacak anlarımda yanımda olan bir erkek. gözlerinde kısa süre bile olsa sadece kendimi gördüğüm, gözlerimde sadece o olan. sevişirken adımı söylediğinde sadece kısa bir an için hazzın en üst noktasına ulaştığım....
bir gün olacak.. ben yaşlanmadan.. ben ölmeden önce... aşk mümkündür diyeceğim..

23 Haziran 2010 Çarşamba

%#$*!!@


birini öldürmeyi hiç bu kadar istemedim şimdiye kadar. sesi kesilene kadar boğazını sıkmak ve kendi dertlerini yansıtma çabası içinde zavallılığını yüzüne o kadar çarpmayı da. başarısızlıklarının günahını kendine yediremeyip kendi kusmuğunda boğulana kadar ağlayamadığında sıçrayan artıkları temizlemek zorunda kaldığımdaki öfkemi tatmasını da.
kimseden kendi kardeşimden nefret ettiğim kadar nefret etmedim şimdiye kadar. sadece nefret de değil yanında özel sosuyla hazırlanmış öfke ve tütsülenmiş hayal kırıklığını da yaşamadım.
abel ve cain! cain ve abel! zamanlar öncesinden gelen öfkesini gördüm gözlerinde. o ilk katil o ilk kan!

31 Mayıs 2010 Pazartesi

yürüyorum....

bir rüya gördüm. nerede olduğumu bilmeden yürüyorum. kimse yok. istemiyorum. bir rüya gördüm oralarda bir yerde.. tek başıma alabildiğine yürüyorum.
ses yok. korku yok. özlem yok. bir rüya içinde sadece yalnız bir yürüyüş. düşünüyorum. susuyorum. ağlıyorum. alabildiğine...
ben yalnızca ben. varlığıma aşık yüzüm. tutku yok. enerji de. düşünüyorum. yürüyorum. düşüyorum. düşlüyorum bir yerlerde..

11 Şubat 2010 Perşembe

her şey aynı, aynı camdan geçerken gördüklerim, ayakları, elleri, gözleri.....

"Esin rüzgarlar, esin! Yanaklarınız çatlayıncaya kadar üfürün! Kudurun! Esin! Seller, boşanın! Kuleleri, tepelerindeki fırıldaklara kadar sulara gömün! ./. Siz de ey gökler, kainatı saran o korkunç gürlemelerinizle yamyassı edin şu yuvarlak dünyayı! Tabiatın insan döken kalıplarını paramparça edin; nankör insan üreten tohumları silip süpürün!"

demiş lear dedem.. ne güzel demiş..

26 Ocak 2010 Salı

kararsızsızsızzzzz......



ben dilsizim ve sağır ve kör desem ne kadar yaşarım? ne kadar olma derim kendime? hayat orda, yanı başımda, başımda, kaşımda gözümde akarken. nasıl dur derim beni götürmeye tutkun rüzgara. dur ve esme!
kararsızlığın karanlık, bulanık belki, eşiğindeyim. sınrları geçmek üzere eğitilmiş ruhum. sınırsızlığa ait. sınırsız diye tanımlanan. sınırlılığın zıddı olarak belirtilmiş sözlükte vs vs.. adlandıramıyorum içimdeki duyguyu. ben buraya ait değilim evet, peki başka neresi? olmayana aitsem, kendime yorgun mu hazırlamışım kendimi.
burada olmasam nerede peki? yokluk değil. biryerde! belki daha soğuk, belki daha mavi belki daha dargın bir yer ama bir yerde! şairin dediği gibi "başka türlü bir şey benim istediğim ne ağaca benzer ne de buluta......." ne buluta ne göğe öylece sınırladığım. uzay yada evren? galaksinin öbür ucunda krüt denen soyun dilinde aynüd denilen "biryer"de?? aynalardan seyreder gibi kendimizi belki!
başka türlü biryer benim istediğim! başka türlü ve benim tanımlayamadığım olmalı. düşünötesi, düşle sınırlanmamış. benimle....

24 Ocak 2010 Pazar

bir kar tanesinin yalnızlığıyla....


neden kışa ait olduğumu anlamaya başlıyorum yavaş yavaş. belki de içgüdüseldi, ayakta kalmak için verdiğim savaşımda. bir kar tanesinin yalnızlığı ve bütün soğukluğuyla gökte usulca süzülerek yokolma istekliliğim.. bir elin sıcaklığında erimekten kaçarak, rüzgarın estiği yöne savrulmak. yakınlaşmadan, uzaklara ait bir kalple yaşamaya karar vermişliğim.
bir kar tanesinin yalnızlığıyla... yalnızlığı ama bütün beyazlığıyla, kötücül kaygılardan öte uyum sağlamak hayata. evet anlamaya başlıyorum yavaş yavaş. kafamın içinde bir bir çözülüyor sorularım. nedenim.. nasılım.... nerdeliliğim... ve neden korkmadığım sessizlikten ve alışmalarım kalabalığa.
şimdi anlamaya başlıyorum. yalnızlığıma aşık oluşum ve bir fuzuli tutkunluğuyla bağlanmam yalnız kalmalara. bir kar tanesinin bütün gücü ve kırılganlığıyla yaşamaya ait oluşumun.....

istanbul'da kar.....


istanbul'a aşık oldum gene ben. soğuk ve beyaz ve sessiz havasına vuruldum. korkularım mı geçti ne? don quichotte rolüne alıştırmışken kendimi, acınası zavallı bir deli; edmund dante nefes aldı içimden... aniden.... korkularımı öldürdüm mü ne? korktuğum kendimken.
soğuk kendime getirdi beni. o kadar yalnız ve o kadar sert. o kadar geçilmez ve o kadar yenilmez. oysa ne sessiz bir gelişi vardı; suskun ve utangaç. kimseyi ürkütmeden örttü şehri, hiçbiri yardım istemedi.
kanımdaki gerçek deliyi uyandırdı ilk soğuk rüzgar... aniden...tenimi yırtarak çığlık attı bütün nefretiyle.. gariptir.. yaşayanlardan hiç bu kadar tiksinmemiştim, yaşayanları hiç bu kadar sevmemiştim. buza kesildiyse insanın kalbi, böyle mi hisseder? saydamdır ve bütün renklerini yansıtır içinin. o kadar dürüst! ama soğuktur parmaklarını kanatır dokunursan. o kadar uzak! artık öfkeyim ben.. acımasızlığı ve adaletiyim hayatımın.
kanımdaki gerçek deliyi uykusundan, o sevimsiz ve acınası uykusundan kaldırdı o ilk soğuk rüzgar. içime çekince keskin soluğunu, "buz"a döndüm.......

16 Ocak 2010 Cumartesi

nerdeyim.....

ihanetin ve cesaretin ortasında.. kalbine saplanmış zümrüt renkli bir bıçakla.. sustum! susmam gerek. "gerçek"ten korkuyor çok insan. korkuyorlar. ne garip? halbuki aralarında en yalan benim. korkuyorlar. oysa ki aralarında en gerçek benim.
kimse konuşmaz mı? kimse sorgulamaz mı kendini? neyini? herşeyini.... herşeyini sormaz mı? neden? nasıl? ne zaman? oysa en sarhoş benim....
reddedilmeyi göze alan yorgun bir savaşçı içimdeki. bilmek istiyorum, çözmek ve anlamak herşeyi, herkesi.. oysa kimse istemez ki çözülmeyi.